|
KIL
DÖNMESİ (KİST DERMOİD SAKRAL, PİLONİDAL SİNÜS)
KIL
DÖNMESİ NEDİR? KİMLERDE, NEREDE VE NASIL OLUŞUR?
Kıl
dönmesi,daha doğru ifade ile pilonidal sinus yani kıl yuvası hastalığı,
kuyruk sokumu çukuruna veya nadiren göbek çukuruna düşen kılların itme veya
sürtünmelerle, derideki pit yani minik deliklerden veya ter bezlerinin ağzından
veya kıl folliküllerinin dibinden cilt altına geçip abseler, akıntılı fistüller,
delikler veya kistler oluşturmasıdır. Bir başka adı ile KİST DERMOİD SAKRAL
hastalığı, cilt altına giren kıllar yüzünden oluşan kronik bir cilt altı
enfeksiyonudur.
PİLONİDAL
SİNUSUN
OLUŞUM MEKANİZMASI
Pilonidal sinus hastalığı, 1982'den beri yaptığımız gözlem ve çalışmalarımızda
da teyit edildiği gibi, sanılanın aksine doğuştan değil, sonradan yani akkiz
olarak gelişmektedir.
Şekil
1-5'te
de görüldüğü üzere insan kıllarının yüzey keratin kaplama konfigurasyonu yılan derisine veya vida yivlerine benzer yapıdadır. Dolayısı
ile kılların cilt kıvrım ve deliklerine girdiği takdirde çevre yüzeylere
tutunması
ve kendi başı yönünde
ilerlemesi gayet mümkündür.
İnsan kılları sürekli dökülür ve yerine yenisi gelir. Sırt, baş ve kaba etlerden
dökülen bu kıllar özellikle duştan sonra kuyruk sokumunda, iki kaba et
arasındaki terli olukta
takılıp
kalmaktadır. Daha sonra
bu serbest kıllar
kişi yürürüdükçe,
oturduğu yerde
kıpırdadıkça,
kaba etlerin birbirine veya zemine sürtünmesi ile oluğun dibindeki herhangi bir pit yani gözenekten
girerek
bir vida gibi dönme
hareketi ile
cilt altı yağ dokusu içine
acıtmadan
yavaş yavaş
ilerleyebilmektedir.
Kıl
ile birlikte cilt altına giren veya taşınan bakterilerin akut veya kronik mikro
veya makroabseler daha sonra da kılların yönlendirmesi ile enfeksiyonun daha da
ileri noktalara ilerleyerek fistüller veya kıl kistler oluşturmaları gayet
açıktır.
Kuyruk sokumu
cildindeki pit
yani
minik deliklerin
oluş
mekanizması,
bizce
şöyledir:Cildimiz
herkesin bildiği üzere ter ve apokrin salgı bezleri gibi nedenlerle sayısız
mikro deliklerle bezenmiştir. Bu deliklerden dışarıa salgılar olur, içeriye
sıvılar ve hava girebilir.
Anamnez gereği meslek veya meşguliyetleri sorulduğunda bu kişilerin uzun yani
kaykılık-yayılık oturan bilgisayar veya araba kullanıcısı oldukları veya
dinlenirken veya televizyon, sinema vs izlerken yine kaykılık yani uzun oturan
kimseler oldukları anlaşılmıştır. Bu pozisyonda gluteaların yani kaba etlerin
iki yana itilmesi sonucu orta hatta gerilmeye bağlı olarak ciltteki ter veya
apokrin salgı bezlerinin çıkışındaki mikrosopik ağızlarından birkaçının
zorlamalar ile zamanla biraz genişlediğini, kuyruk sokumunda bolca bulunan
dökülmüş kılların da öncelikle sarı tüylerin bu mikro deliklerden (pitlerden)
içeriye itildiğini düşünmekteyiz. Kuvvetli ışık altında büyüteçle bakıldığında
bu pitlerin ilkin mikro çukurcuklar halinde görülmesi mümkünür. Bu çukurcuklar,
ucu künt iğne, ince tığ veya tel ile yoklandığında, 2-5 mm derine uzanan mikro
kanalların ve bazen de bunların içinde sessiz duran bir iki serbest kılın
barındırdığı ortaya çıkar. Ya da bu kılların ucunda gizli bir mikroenfeksiyonun
başladığı görülür. Zamanla yeni yeni, daha kalın ve kirli kıllar buradan içeriye
itildikçe aşikar enfeksiyonların yani irili ufaklı abselerin ve fistüllerin
gelişimi kaçınılmazdır.
Yine
sanılanın aksine söz konusu kıl fistül veya labirentler veya kıl keseleri en
azından erken evrelerde çok derinlerde değil, hemen cildin 2-3 mm ila 1-2 cm
altında yer almaktadır. Bununla beraber genelde 5-6.seneden sonra olaymuhtemelen
ter veya apokrin salgılar yüzünden HİDRADENİTİS SUPPURATİVA veya
APOKRİN ADENİTİS dediğimiz kronik, multifokal abse ve fistül hecmeleri ile
seyreden çok daha komplike bir sürece dönüşmektedir. Bu durumda olay bölgenin
dışına taşınmakta, artık cerrahi müdahale şart olmakta, antibiyotiklerle ve
basit pansumanlarla asla kontrol altına alınamamaktadır. Bunların bir kısmı
ilerki 15-35 yıl içinde epidermoid kansere dönüşebilmektedir.
YAŞ
VE CİNSİYET: Kıl dönmesi 16 ila 30 yaş arası kıllı ve gürbüz, genç
erkeklerde, nadiren de genç bayanlarda oluşur. Bu oran 10/1 ‘dir. Bilgisayar
başında, özellikle kaykılmış pozisyonda uzun süre oturanlarda veya uzun süre
jip sürenlerde veya uzun süre otobüs yolculukları yapanlarda daha sık olur. Oluş
şekline gelince kıllar yılan derisindeki gibi yivli veya pullu olup (bkz
şekil1-2-3-4-5), dar ve sıkışık veya sürtünmeli ortamlarda kıpırdandıkça tek
yönde ilerler. Saç telini iki parmak ile tutup hafifçe ovuşturunca bu hareketi
açıkça görmek mümkündür. Benzer şekilde iki kaba et arasındaki herhangi bir
serbest kıl, sürtünme, itelenme ve dönme mekaniği ile oluğun dibine doğru
hareket eder.
|
 |
 |
 |
|
ŞEKİL1 (AFRİKALI
KILI) |
ŞEKİL2
(AVRUPALI KILI) |
ŞEKİL3 (ÇİNLİ KILI) |
|
 |
 |
|
ŞEKİL4
(HİNTLİ KILI) |
ŞEKİL 5 (MALEZYALI KILI) |
Bazen bir kaç kıl girdikten sonra tünel girişi iyileşip kapanabilir.
Eğer bakteri
girmemiş veya enfeksiyon oluşmamaışsa,
vücudun oluşturduğu bir kese veya kist
içinde,
kıllar yıllarca sessizce,
büyümeden,
erimeden bekleyebilir. Cilt
altına geçen kılların ve enfalamasyonun yaklaşık %82 vakada yukarı,
%18’zinin
distal (aşağı) yönde %78’inin sol gluteal (kaba et) %22’sinin de sağ glutel
bölgeye ilerlediğini%90 kadarının cildi ,alttan dışarıya doğru,enflamasyon
yardımı ile delip fistlizasyona yol açtığınıgeri kalan bir kısmının fistülize
olmayıp kronik apseler oluşturduğunu tespit ettik.
Fistül veya kronik abselerin,yaklaşık %8’i aşağıya anüs yakınına ilerleyerek
sorunu biraz daha komplike hale getirmektedir.
KIL
DÖNMESİNİN KUYRUK SOKUMUNU TERCİH NEDENİ NEDİR?
1.Akkiz (Edinsel) Teori:
Hastalığın kuyruk sokumunu tercih nedeni sırttan
dökülen kılların özellikle kıllı ve kilosu fazla olan gençlerde, irileşen ve
yükselen kaba etler nedeni ile oluşan derin kuyruk sokumu
oluğunda
sırttan,
baştan dökülen kılların fazlaca birikebilmesidir. Biriken bu serbest kıllar uzun süre
kaykıllık (yayılarak) oturma sonucu kuyruk sokumu cildinin gerilerek
üzerinde oluşan pitlerden (mikro
delikler) içeriye girerek yürüyebilmektedir. Sert ve dar
giysilere
sürtünme ile ve
yürürken iki kaba etin birbirine
sürtmesi hareketi kılın
içeriye
deri altına girşi için gerekn itme
gücünü sağlamaktadır.lmektedir. Kapalı ortam nedeni ile oluktaki cildin incelmesi ve kolay delinip tahriş olması
ve sert kuyruk kemiğinin baskısı nedeniyle kılların cilt altına ilerlemesi kolaylaşmaktadır. Tecrübelerimiz
ve yeni bazı meslektaşlarımızın görüşü, bu teoriyi kanıtlar niteliktedir.
Yani
akkiz (edinsel) teori artık bir gerçekliktir.(NB)
2.Kongenital (doğumsal)
Teori:
MacFee’ye göre insan vücuduna ana rahmindeyken
cilt elbisesi, pelerin şeklinde yukardan aşağıya giydirilir cilt pelerinin
fermuarı gibi kuyruk sokumunda kapatılır. Kapanma sırasında bir kısım cilt
dokusu ve kıl follikülleri,yani kıl üretecek filiz hücreler) altta,derinde kalabilir.
Kıllanma ve yağlanma yaşına gelince cilt altı yağ dokusu içinde kalmış kıl
follikülleri , içi kıl dolu kistler oluştururlar.Bu kıl kistleri enfekte olup
cildi patlatabilir ,veya pitler açıp akıntılara yol açabilir.
Bu teorinin, fermuar arsında veya altında
cilt ekleri veya kıl folliküllerinin
kalabilceği fikri hayli heyecan verici olabilecek iken,
a)
İlgili hastalıklı bölgenin cerrahi olarak çıkarılıp da yerine konulan cilt
greftlerinin yeniden,
orta hattan delinip bu yeni pitlerden içeriye girmek üzere
kılları defaatle gözlemlemiş olamamız,
hastalığın doğuştan değil sonradan
geliştiğinin
yani edinsel olduğunun bir başka güçlü delili oldu (NB).
b)
1981 yılından beri yaptığımız klinik ve 2000 yılından beri yaptığımız
histopatolojik (mikroskopik) çalışmalarımız akkiz ,yani edinsel teoriyi
desteklemektedir.Biyopsilerimizin yani histopatolojik raporlarınımızın hiç
birinde,fistüllerin veya kıl keselerinin içinde kıl follikülü,yani kıl üreten
hücre rapor edilmemiştir. Böylesine raporlar olsa olsa kronik seyirli
hidradenitislerde,fistül traktı içine zamanla iyileştiri olarak ilerleyen cilt
ve aksesuarları içinde nadiren de olsa kıl ve ter folliküllerinin de
bulunabilmesidir.Kaldı ki hidradenitis veya apokrin adenitis,kongenital değil ,akkiz
hastalıklardandır.
c) Bir başka tipik ve basit ve ilginç
delilimiz bazı fistüllerin veya kıl keselerinin içinde bulduğumuz,
berber
tarafından kırpılmış saç kılı demetleridir.
Az
da olsa pilonidal sinus gördüğümüz bir başka anatomik yer ,göbek çukurudur.
Göbek çukuru derin ve özellikle dar olan kimselerde hele de kişi kıllı ise,
benzer mekanizma ile göbek çukurunun dibinde kılların tahrişi veya batması
sonuscu
cilt yaralanması, akıntılı,
kıl dolu sinus veya apse oluşabilmektedir.
PİLONİDAL SİNUSUN DERECELERİ
Bize
göre
pilonidal sinus 5 derceye ayrılabilir:
Grade
O:
Kuyruk sokumunda kuvvetli
ışık altında çok dikkatli inceleme veya 0,4 mm ince tel stile ile probe
edilerek tespit edilebilen
kılların henüz bulup giremediği,
akıntı,
fistül
veya abse oluşmamış
içinde
asla pü(iltihab) veya pyojenik(iltihabi)
granulasyon
dokusu
bulunmayan halidir.
İçinde sadece
epidermal hücre döküntüleri bulunan,
1-5 mm
derinlikte
yani
nonpenetran (cildi geçmemiş),
pit
denilen sorunsuz mikroorifis
yani
0,1-0,5 mm minik deliklerden
ibarettir.
Grade
1:
Kıllar cildi, söz konusu pitlerden bir veya birkaç noktadan penetre etmiş yani
delip geçmiş ise
ve
buna bağlı az ağrılı veya ağrısız,
lokal,
minimal akıntılı veya akıntısız endurasyon (iltihabi şişlik)
şeklindedir. Ancak
olay
henüz orta hatta
kalmış ve
henüz
1 cm‘
den daha derine ulaşmamış,
kistleşme,
abseleşme veya yanlara doğu fistülleşme yapmamış sinusler (cepler) veya küçük
fistüller oluşmuştur.
Bu
grade deki pilonidal sinüs
hastalığı
süresi genelde 6 ayı geçmemiştir.
Grade
2:
Kıl
girişleri ve sinusler orta hat üzerinde 3-6 cm veya yanlara doğru 3 cm
uzanmış veya sorunsuz fistüller,yani tünelcikler oluşturmuş veya lokalize,küçük
fibrotik kapsüllü kıl yumağı kistleri veya kıl sayısı ne olursa olsun 1x1 cm’yi
alan akut veya kronik abse oluşturmuş iseki bunlarda hastalık süresi genelde 6
ay-1 seneyi geçmemiştir
Grade
3:
Kıl girişleri ve fistülleri kuyruk sokumu orta hat üzerinde 6 cm’yi aşmış
ise,,yanlara doğru ise 3-6 cm uzanan fistüller veya abseler oluşturmuş ama
olay henüz cilt altında kalmış iseki bunlarda hastalık süresi genelde 1-5
seneyi geçmemiştir.
Grade
4:
Kıl girişleri ileriye veya geriye veya yanlara 7 cm'den
daha uzak mesafelere,örneğin skrotuma,rektuma yakşmış veya alttaki kemik
dokulara uzanmış,fakat sakrokoksigeal veya perineal bölgede kalmış ,ciltte
skleroz,yani sert fibrotik kalınlaşma,veya geniş ödem ,multiple kronik abseler
veya pis kokulu akıntılar oluşturmuş iseki olaya artık apokrin salgı veya ter
bezleri karışmış ve
supurativ hidradenitis veya apokrin adenitis
gelişmiş iseki bunlarda hastalık genelde 5-15 sene süregelmektedir
Grade
5:
Hastalık tamamen kronik hidradenitis supurativaya veya apokrin adenitise
dönüşmüşsakrokoksigeal ,yani kuyruk sokumu ve perine sınırları ötesine
geçmişörneğin bir gluteanın (kaba etin) dış kadranlarına ,derin presakral
fasianın altına,yani kemik veya anorektal yapıların içine veya anüsün ön
tarafına, ön perine veya skrotuma geçmiş ise,veya bir iki hastamızda görüldüğü
üzere,ön tafa yani pubik bölgeye,hatta pelvik kavite içine,hatta mesaneye,hatta
diz çukuruna doğru ilerlemiş,veya epidermoid kanser oluşturmuş iseki bunlarda
hastalık süresi 15 yılı aşmış ve olay iyice ağırlaşmış,nerdeyse inoperable
dereceye gelmiş, tamamen kronik
apokrin veya hidradenitise
dönüşmüş
en ağır vakalardır.
Grade 1’den 5’e bütün fistüllerde az çok enflamasyon,yani iltihabi doku
mevcuttur.Çünkü kıl ile birlikte cilt altına bakteri gimesi ve bunların az çok
bir enflamasyon yapması tabiidir.
Hastalık derecesi ve enflamasyon oranı genelde zamanla veya gecikme ile doğru
orantılıdır.
KIL
DÖNMESİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Başlıca belirtiler kuyruk sokumunda veya anüsün arka yukarı tarafında kaşıntı
ve sık sık akıntılar,bu yüzden hergün çamaşırların lekelenmesiveya kuyruk
sokumunda az ağrılı sert yumrular veya şişlikler şeklinde olabilir.
Bazen kişi hiç bir şeyin farkında olmayabilir,ancak herhangi bir muayene
sırasında kuyruk sokumunda tesadüfen farkedilen akıntısız veya çok az akıntılı
ama kıl dolu, milimetrik deliklerdir.
Bazen de aniden yükselen ateşle seyreden,üzerine oturulamayan,el dahi
değdirtmeyen ,yürütmeyen ,çok ağrılı,büyük abse şeklinde ortaya çıkabilir.
Abselerin hacmi 10 cc'yi bulablir.
KIL
DÖNMESİ HASTALIĞI TEDAVİ EDİLMEZSE NE GİBİ SORUNLAR GELİŞEBİLİR?
Hastalık
erken farkedilip 5 sene içinde tedavi edilmez ise ,hidrasdeinitis supurativaya
dönüşürsağa, sola kaba etlerin ötesine,derine ve anüs yönünde distale doğru,
genişler, bölge köstebek yuvasına dönüşür,cilt skleroze olur. Zamanla dermal
epitel denilen tabii deri hücreleri, kılları peşinden kıl kesesinin ve
deliklerin içine girip bir nevi yara iyileştirici rolü ile tünelleri(fistüllerin)
içine ilerleyerek tünel girişini içten döşer, yani bir nevi iyileştirmektedir.
Ancak bu durumda tüneller hem sürekli açık kalmakta,hatta zamanla kalem
girebilecek kadar genişlemekte,kıl ve bakterilerin girişini daha da
kolaylaşmakta,belki yeni yeni tüneller veya labirentlerin oluşumuna ve ardı
arkası kesilmeyen pis kokulu akıntılar ve kronik apselere yol açmaktadır.
Yıllarca, süren bu kronik enflamasyon nedeni ile, %4 vakada epidermoid kanser
denilen bir cilt kanseri dahi gelişebilmektedir.
Veya hastalık, nadiren de olsa derinleşerek anus veya rektum içine
ilerleyebilir. Haliyle bu durumda tedavi son derece zorlaşır.
KIL
DÖNMESİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?
Bu
güne değin en fazla uygulanmış olan tedavi şekli radikal cerrahidir. Cerrahi
tedavi şeklileri çoktur ve hemen hepsinde sağlam çevre doku ile birlikte
hastalıklı dokular genişçe çıkarılır, yara açık bırakılarak 1 ila 3 ay
süren,genelde hastane ortamında yapılması gereken günlük pansumanlarla kapanması
beklenir. Yahut zamandan tasarruf hedeflenmişse,çeşitli kapalı teknikler
uygulanır. Kapalı
yöntemlerden Limberg'in tarif ettiği, genel veya spinal anestezi altında ,hastalıklı
bölgeyi genişçe çıkarıp, ,kaba etler arası oluğu da düzleyeyecek
şekilde,yandan doku kaydırılması yani flep rotasyonu yöntemi en çok tercih
edilmiş radikal bir yöntemdir. Ancak bu yöntemde flep altına 2-3 gün süreli
vakumlu dren yerleştirilmesi dikiş hattının intergluteal oluk içine asla denk
düşürülmemesi veya oluk içinde deri kıvrımı bırakılmaması,2 - 3 günü hastanede
olmak üzere ,genelde yüzüstü olmak üzere,7 ila 15 gün süre ile yatak istirahati
şarttır.Bir hafta on gün süre ile o bölgeye su değdirilmemesi ve terletilmemesi.
Değilse erken yara komplikasyonları riski %15'i ve bunlara bağlı nüks(hastalık
tekrarı) riski %10'u hatta %20’yi bulmaktadır.
Bu
nedenle alternatif yöntem araştırmaları devam etmiş ve Fenol uygulaması,fistül
ve sinüslerdeki kılların basitçe ve sık sık temizlenmesi, kistin lokal anestezi
ile basitçe çıkarılması gibi alternatif tedaviler önerilmiştir.Ancak Grade 4
veya 5’e ulaşmış hastalarda geniş cerrahi çıkarımlar ve geniş serbest veya
rotasyon greftlemelerine devam edilmektedir.Bu safhaya ulaşmış hastalarda
tercihimiz,lokal anestezi altında,ilgili trakt ve abseli odakları basitçe açarak
kürete edip sekonder iyileşmeye almaktır.Bu durumda genelde dikiş kullanılmadığı
için,yatak istirahatı,su ve terden sakındırma şartı yoktur ve yaralar da evde
yapılabilecek basit pansumanlarla,2-3 haftada,
sorunsuzca iyileşmektedir.
Bizim halen derecelerine göre tecih ettiğimiz tedavi yöntemlerimiz şöyledir:
Kıl
dönmesinde alternatif tedavi olarak muhtelif araştırmacılar tarafından da
1964'ten beri zaman zaman uygulanmış,
bazen
başarılı,
bazen
da başarısız bulunmuş tedavilerden biri olan,
esasta SKLEROTİK (fibrotik doku oluşturarak sertleştirici), kısmen de LİTİK (eritici)
bir kimyasal ajan olan %80 FENOL ile 1985'ten itibaren, 15 yıl süre ile
literatürdeki original yönteme sadık kalarak çalıştıkilk yıllarda,kıl
fistülleri ve sinüsler kürete edilmeden sadece FENOL enjeksiyonu ile yaptığımız
tedavilerde,original çalışmadakine benzer şekilade başarımız %80'de kalınca
yöntemi modifiye ettik.
Yönteme kıl fistüllerini
fenol injeksiyonundan 1 gün sonra kürete ettik,
başarımız ancak %85'e yükseldi.
Başarının yine de sınırlı kalmasının nedeni, Fenol'ün, abseli veya kalın duvarlı
kıl kistlere etki edememesi,
bazan kıl giriş deliklerinin, Fenolün
koterize edici etkisinin zayıf kalıp, yeterince koterize edilememesi sonucu
kapanamaması ve bu noktalardan yeniden kıl girebilmesi idi.
İlaveten
original yönteme sadık kalma adına,
kıl gişlerine eksizyon veya dikiş uygulamamız,
kronik enfeksiyon nedeni ile bazı hastalarda
kıl giriş noktalarında oluşan retraktif (çekinti) çukurlarını cerrahi olarak
düzeltmeyip olduğu gibi,kıl,hav,ter,kir tutmaya müsait ,potansiyel çukurlar
halinde bırakmamız olmalı diye düşündük ve skleroze edici etkisinden ziyade
güçlü bir koterize edici etkisi olacağını farkettiğimiz GÜMÜŞ NİTRAT ERİYİĞİ
uygulamasını planladık
ALTERNATİF TEDAVİ
1-
GÜMÜŞ NİTRAT DESTEKLİ KÜRETAJ
2-DOĞRUDAN KÜRETAJ VE KIL GİRİŞLERİNİN MİKROEKSİZYONU
3-KIL
KİSTLERİNİ EKSİZYONU
4-KRONİK HİDRADENİTİK FİSTÜLLERİN VE ABSELİ ODAKLARIN İNSİZE EDİLİP AÇIK
BIRAKILMASI
5-BENGİSU PLASTİ
1-GÜMÜŞ
NİTRAT DESTEKLİ PİLONİDAL SİNUS KÜRETAJI
BİRİNCİ
AŞAMA:
Bu yöntemi, gümüş nitrat kristallerini EAU DİSTİLE (saf su) ile
eriterek, %20-30'luk AgNo3 solusyonu halinde, lokal anestezisiz, kıl
fistüllerinin veya sinüslerin içine enjekte ederek pyojenik (iltihabi)
granulasyon dokusunu eritme ve sonra da kürete etme esasına dayandırdık.
Saf
su dışında bütün solusyonlar, örneğin povidon iyod, tentürdiyod, Lidokain ve
diğer bütün lokal anestezikler ile nötralize veya çökelmesi nedeni ile AgNO3
eriyiği
zorunlu olarak
antisepsi,
lokal saha temizliği,
sabunlu tıraş,
anestezi vs
yapılmadan verildi. Bunun sonucu olarak vakaların %50’sinde, özellikle fistül
tartı oluşmamış,
grade 1-2 sinuslerde ,birkaç saniye süren yanma şeklinde lokal
ağrılar ve %20 vakada 1 gün içinde granulasyon dokusunun kimyasal lizisi veya
nekrozu sonucu sinus içinde oluşan bulamacın hafif supurasyonu sebebi ile lokal
ağrı ve hiperemi olmaktadır.
Söz konusu supure nekrotik material kürete
edildikten sonra sorun kalmamaktadır.
Supure edilmediği takdirde sürecin ne olacağı
araştırılmadı
veya buna ihtiyaç kalmadı.
GÜMÜŞ
NİTRATIN ETKİ MEKANİZMASI: Kıl ve bakterilere karşı savunma oluşturmak
üzere,kıl fistülleri içinde ,vucut tarafından üretilmiş olan,aynı zamanda
kılların yuvalandığı iltihabi granülasyon dokusu dediğimiz kolay kanayan
ve kronik iltihabi akıntılara yol açan kırmızı,
gevşek,
sümüğümsü,
iltihaplı doku ilacın litik(eritici) etkisi ile 6-24 saat içinde tamamen veya
büyük oranda erimekte ve gri bir bulamaç veya sıvı halinde, orifislerdenb ,taşmaya
başlamaktadır..
İKİNCİ AŞAMA:
Bu aşamada ,AgNO3 injeksiyonundan 6-24 saat sonra,lokal anestezi
altında,fistüller ve ince duvarlı sinüsler, kulak,yani BUŞON KÜRETLERİ İLE
kürete etmete, işlem bitince de ,POLİVİNİL PROLİDON İYOD (PPİ) ile dezenfekte
edilmektedir.AgNO3
eriyiği,
sadece zayıf granulasyon dokusunu eritebilmektedaha güçlü ve canlı çevre
dokularda nekroz etkisi göstermemektedir . Ancak bazı vakalarda küretaj ve
dezenfeksiyon için on iki saati aşan beklemelerde, sinüs veya fistül
etrafında az bir eritem (kızarıklık), az bir ödem, ve az bir ağrı oluşmaktabu
da küretajı kolay kılmakradır.. Ancak bir çıkış deliği oluşturamamış,ama bu
yüzden aylar veya yıllar süren zaman içinde kalınlaşmış,fibröz, sinüs veya kist
duvarına 3-4 mm kadar derine batmış olan kıllar,kendini bırakmayabiliyor ve
kürete edilemeyebiliyor..Bu durumda,fistül tarktı,çok çart olamamakla birlikte 2
cm kadar insize edilip ilgili kıllar klemple tutulup çekilebilmektedir..Bu küçük
cerrahi ek işlem,kendimizden çok hastayı tatmin için
yapılmaktadır.Belki,iler,kılların tamamını kürete etmeklte bu denli olmayacağız.
Çünkü,diğer bölge ameliyatlarından da bilmekteyiz ki organizma, kendi organı
olan kıllarını yabancı olarak görmemekte ve kontamine değilse ,yani mikrop
bulaşmamışsa ,tepki vermemekte,yani iltihab oluşturmamakatadır.
Sırttan baştan
genellikle kökü ile düşüp gelen kılların baş ucu keskin olmadığı için, sağlam
cildi delememektedir
ve enfeksiyon veya abse,
akıntı oluşturmamatadır. Kılın suçu yaralı, arızalı veya delinmiş bir cilt
aralığından veya mevcut bir fistülden veya pitden
yönlendirildiği ve itildiği takdirde
kolayca ilerleyebilmek ve birlikte bazı bakterileri cilt altına taşımaktır.
ÜÇÜNCÜ
AŞAMA:
Literatürde bildirilen ve 1985-2001 yıları arasında bizim de uyguladığımız Fenol
yönteminde, ilaç verilen sinüs veya fistülün önce bir iki hafta akarak
temizlenmesi sonra da ilgili SİNUS VE FİSTÜLLERİN skleroze olarak,yani
büzüşüp,sertleşip kapanması beklenirbu süre içinde,öncelikle iyi bir küretaj
yapılmamış ise, veya fistül veya sinüs girişi ağzının beklenen 1-3 haftalık
süre içinde kapanamaması,veya bir şekilde yeni kıl girişlerinin önlenememesi
halinde içeriye tekraren kıl ve bakteri girebilmekte ve hastalık en azından % 15
vakada,bazan %40 vakada nüks edebilmektedir. .Dolayısı ile ,sabırla ile
sürdürülecek,etkili bir küretajdan sonra
kıl
girişlerinin hemen kapanmasını temin için
girişteki 1-2 mm lik cilt epiteli,dişeğeleriile törpülendi.Bazan sütür
kondu,bazan konmadıarada bir fark gözlenmedi.
AgNO3,grade 1 vakalarda hem ağrıya neden olduğu,hem de bunlarda basit küretaj
yeterli olduğu için uygulanmadı.Ayrıca abseli vakalarda,grade 4-5 vakalrın hemen
hepsinde ve hidradenitis eğilimi gösteren bazı grade 3 vakaların bir kısmındsa
etkisiz olduğu için ,bunlarda uygun bulunmadı.
Bütün bu işlemler elektif, uygun grade 2 ve 3 vakalarda, 15 - 20 dk da
tamamalanabilmekte.Bölge, 2 günlüğüne baskılı bir şekilde tampone edilerek
bırakılabilir,bunlar 4-8 gün içinde spontan iyileşip kapanabilir ve dikişleri bu
süreler sonunda alınır.
PANSUMANLAR:
Ciddi pansuman gerekmez. İlk
kontrol 2. veya 3.günde yapılır. 3. günden itibaren, hasta ailesi günlük
kontrol ve havalandırma gerekçesi ile povidon iyod ile yüzeyel pansuman yapar.
İyi kürete edilmiş sinüs ve fistüller, 5 ila 20 ,ortalama 8 günde iyileşir
(Tablo)
Uygulamalarda
sadce %7.7 vakada hafif yara enfeksiyonu oluşabiliro da 3-4 pansumanda
iyleşebilir,ve sorun olmaz.
2-PİLONİDAL SİNUS (KIL DÖNMESİ) HASTALIĞINDA DOĞRUDAN KÜRETAJ VE KIL
GİRİŞLERİNİN MİKROEKSİZYONU
Ocak
2003'ten Ağustos 2006'ya kadar pilonidal sinüs tanılı ,yaklaşık 1500 hastaya
Gümüş nitrat yerine POVİDON İYOD enjekte ederek,ayni seansta ,kist veya trakt
içine yönelik hızlı dezenfeksiyon ve peşinden lokal anestezi altında, doğrudan
küretaj uyguladık. İyileşme hızı,akıntı vs gibi iyileşme süreçleri Gümüş nitrat
grubunun hemen hemen aynısı oldu.Üstelik yöntem tek bir seansta
bitirilebilmektemuayenehane veya ameliyathane yoğunluğu yarı yarıya
inmekteyine ortalama 1 hafta içinde sonuç alınabilmekte,hemen hemen hiç ağrı
olmamakta,iyileşme ,ortalama 10 günde olabilmekte.Bu arada hasta yine işine
devam edebilmektedir..Ancak,Gümüş nitrat uygulasın göre,kişi birkaç gün
rölantide kalmalı,
yaraya su değdirmemelidir. Küretajlarda
yara enfeksiyonu %9 oranında görülmüş olup,bular 2 ila 14 günde iyileşmişlerdir.Dolayısı
ile son zamanlarda,
2 yıldır gümüş
nitrat yerine doğrudan küretaj ve pit eksizyonun tercih eder olduk(11-1-2008)
METOD
Grade'i, yani derecesi ne olursa olsun, her sinüs veya fistül traktı povidon
iyod ile dezenfekte edildi. Birkaç dakika sonra NaHCO3 ile tamponlanmış Jetokain
ile lokal anestezi yapıldı. Peşinden, sinüs ve trakt içindeki muhteva, hiç bir
kalıntı kalmadığından emin olunana kadar, doğrudan buşon küretleri ile kürete
edilip temizlendi. Arada 3-4 kez daha Povidon iyod verildi. Bu kez girişleri
daha dar olduğundan, daha küçük kalibreli küretler kullanıldı. Mikro pitler 1-2
mm eksize edilip o hali ile bırakıldı, sütür konmadı. 3 veya 4 mm'den daha büyük
eksizyonlar, 5/0 Trofilen continue, düğümsüz sütür ile kapatıldı. Sütür uçları,
yara kenarlarını zedelememesi için düğümlenmeyip flasterle cilde tespit edildi.
Postoperarif ağrı olmaması için İM Voltaren injekte edildi.Yara veya bölge
üzerine baskılı tampon konularak 2-3 gün sonra kontrol edildi.
KÜRETAJ
İŞLEMİNDEN SONRA NÜKS İHTİMALİ VAR MIDIR?
Her
işte olduğu gibi başarı, detaylarda gizlidir. İşin püf noktalarını iyi bilmek,
titizlik, yakın ilgi, hasta ve hekim işbirliği başarıyı belirleyen başlıca
faktörlerdir. Sadece sinüs, fistül ve labirentleri kıldan arındırmak yetmez.
Yeni kıl girişimlerine yol açacak mikro girişleri asla gözden kaçırmamak, en
küçük şüphe arz eden yani dibinde gizlenmiş bir kıl girişi bulunabilecek
fossaları, çukurları yine aynı seansta, lokal anestezi altında, küçük plastik
cerrahi düzeltmeler yapılabilir. Hastaları tek yönteme, örneğin sadece Gümüş
Nitrat'a fikse etmemek gerekiyorsa, küçük cerrahi düzeltmelere ikna etmeli.
Kurallara uyulursa, 25-29 Mayıs 2005 tarihinde Selçuk Üniversitesi'ne 40 th
Europian Surgeons of Surgical Resarch Congress'de sunduğumuz tebliğde de arz
ettiğimiz gibi 1.müdahalede başarımız %95 kadardır.
Nüks
eden vakalarda bunun sebebi tedavi sırasında, başlangıç halinde olup henüz içine
kıl girmemiş veya o an için bazı girişlerin epitelize olup geçici olarak
kapanmaları nedeni ile gözden kaçmış pitzler (minik kıl girişleri) ve bunların
ileriki günlerde faaliyete geçmeleri veya daha sıklıkla hastaların tembihleri
unutarak kaykılık veya uzun oturma, araba sürerken veya uzun otobüs
yolculuklarında, koltuğu arkaya yatırma gibi alışkınlılarını değiştirememeleri,
hijyene dikkat etmemeleri olmaktadır. Cerrahi veya tıbbi tedavilerde, sosyal
hayatta ve bilimsel bütün branşlarda olduğu gibi %100 başarı şansı yoktur.
Kusursuz ne insan, ne de yöntem vardır. Ancak yılmadan ideali aramak vardır.
Başarı tek taraflı olamaz, hastanın da bazı kurallara uyması gerekir.
KÜRETAJ
İŞLEMİNDEN
ÖNCEKİ VE
SONRAKİ
VAKA FOTOĞRAFLARI
VAKA NO:206
VAKA NO:208
VAKA NO:214
VAKA NO:217
VAKA NO:218
VAKA NO:224
İÇERİDE
KIL KALIP KALMADIĞINDAN NASIL EMİN OLABİLİRİZ? İÇERDE KIL KALIRSA HASTALIK NÜKS
EDER Mİ?
Teorik olarak küretaj yolu ile sinüs veya fistüller içinde hiç kıl veya
iltihaplı granulasyon dokusu veya Gümüş nitrat tarafından nekroze edilmiş ölü
doku kalmaması gerekir.
Dolayısı ile bundan emin olana kadar MÜKERRER KEZ, kürete hiç bir kıl ve daha
doğrusu hiçbir iltihabi granulasyon dokusu takılmayana kadar küretaja devam
edillir ve ayrıca povidon iyod ve serum ile yıkama yapılır.
Mevcut enfeksiyonun veya yeni bir enfeksiyonun ve akıntının önlenmesi için,
sinüs ve fistül ağızlarına suda eriyebilir antibiyotikli bir pomad ve ayrıca
kanlı sıvı birikimini önlemek ve bunun için de sinüsler veya fistüller içinde
potansiyel boşluların oluşumunu engellemek için bölgeye baskılı ,sıkı tampon
uygulamalıayrıca ağızdan sistemik baskılayıcı antibiyotik verilmeli.
Küretaj veya gümüş nitrat ile temizlenen boşluklarda sıvı birikimine izin
verilmemeli yoksa bu sıvılar içinde enfeksiyon yeniden alevlenebilmektedir.
Bununla beraber ,nadir de olsa,bir iki hafta sonrasında,bazı sinüslerden veya
fistüllerde,birkaç gün süre ile,geçici olarak iltihabi bir alevlenme,buna bağlı
ağrılı şişlik,küçük bir apse veya iltihabi akıntı olabilmektedir.Bunun ,içerde
kıl kalmasından ziyade fistül veya sinüs duvarının derinliklerine kadar
geçebilmiş bakterilerden kaynaklandığını, yoksa lokal(topikal) antiseptikler ile
bakterilerden arındırılmış residüel kılların, enfeksiyon veya apse yapmayacağına
inanıyoruz. Nitekim bazen, özellikle kıllı hastalarda acilen yapılan
ameliyatlarda, örneğin karın içine illa ki bir kaç kaçabilmekte ve bunların hiç
bir sorun oluşturmadığını bütün cerrahlar bilmektedir. Ayrıca bilinen bir kural
da şudur ki, insanın kendi dokusu kendine zarar vermez tepki oluşturmaz velev
ki kıl bile olsa.
Pilonidal sinüste apse veya enfeksiyon oluşturan asıl faktör bakterilerdir.
Kılın rolü,ciltteki pitz denilen mikrodeliklerden geçmek ve yürümek ve sırtına
takılmış veya bulaşmış bakterileri içeriye taşımaktır.Kıl,aslında sahibine zarar
vermez (NB).Bu görüşümüzün delilleri şunlar olabilir:
1-Bazı hastalarda,veya başka nedenlerle yapılan rutin muayenelerde kuyruk
sokumunda sinüsler içinde akıntı oluşturmadan ,uzun süre,kişiyi rahatsız etmeden
,belki senelerce,sessizce duran kıl yumaklarını sıkça tespit etmemizdir.
.
2-Pilonidal sinüs yüzünden oluşmuş apseler, içteki kıllara ulaşılıp ayıklanmadan,
sıklıkla cerrahi drenaj yapılıp, lokal veya sistemik antibiyotik tedavisinden
sonra olayın sıklıkla bir kaç ay süre ile pekala yatışıp kaldığını gözlüyoruz ta ki yeni, kontamine kıllar sinüs veya fistüllerin içine girene kadar..
3-Kuyruk sokumuna dikkatli hijyen uygulayan,yeni kıl girişini olabildiğince
engelleyebilen kişilerde,aylar,hatta yıllar boyu akıntı veya apse
olmayabilmektedir.
4-Saçlarımız ve kıllarımız ta cilt altına kadar uzanmış kökleri ile ömür boyu
sorunsuz durabilmekte ve pek çok yararlı fonksiyon görmektedirler.
Bu damarasız,
kansız, sinirsiz aksesuarlarımızı atmak için vücudumuz herhangi bir tepki
vermemektedir.
5-Daha ilginci,
muhtelif ameliyatlarda dokuların derinliklerinde,organların arasına,içinde
kalmış temiz kıllar sorun teşkil etmemektedir.
Kaldı ki metodumuzda uygulanan işlemler rötüş kabilinden mikroişlemler olduğu
için
operasyon sonrası olabilecek muhtemel enfeksiyon
da
küçük
olmakta ve temizlenmesi ve tedavisi de 3-5 dk da mümkün olabilmektedir. Oysa
klasik, eski yöntem tedavilerinde nükslerin
ve enfeksiyonların
sıklıkla orijinal
hastalık kadar veya ondan daha büyük olduğu ve hayli sıkıntı çekildiği
unutulmamalıdır.

Pilonidal sinus sürecinin şematik resmi.
GÜMÜŞ
NİTRAT VE KÜRETAJ İLE TEDAVİLERİN YAN ETKİLERİ NELERDİR?
Gümüş nitrat, fistül traktının veya kıl kesesinin dışında kaçırılmadığı sürece
hiç bir yan etki oluşturmaz. Kaçırıldığında, ki acemi ellerde ,veya henüz fibröz
kapsül oluşamamış erken ,dar girişlerde nadir de olsa ilaç ekstravase olabilir,
yani çevre dokuya kaçabilir. Bu durumda anında keskin bir ağrı başlar:Bu
durumda ilaç enjeksiyonuna hemen son verilir ve sorun teşkil etmez. Ancak her
şeye rağmen çevre dokulara 1 cc gibi bir ilaç kaçırılmışsa,kaldı ki 1 cc den
fazla ilaç asla gerekmemekteilgili bölgede, 1-3 gün içinde kızarıklık ve ağrılı
bir şişlik olmakta ve iltihabi akıntı başlamaktadır. Bunun da tedavisi, lokal
anestezi altında, bölgenin bisturi veya küret ile kazınması ve genellikle dikiş
koymadan pansumanlarla iyileştirilmesidir.
İlaç
hiç bir zaman damar içine verilmediği için ,zaten o bölgede geniş damar
bulunmadığı, enjeksiyon sırasında iğne kullanılmadığı için böyle bir durum hiç
bir şekilde mümkün olmadığı için, kana geçiş ve dolayısı ile sistemik, yani
genel yan etkileri ve hayati risk olmaz. Ancak AgNO3,doğrudan damar içine kasten
verildiği takdirde ciddi tehlike doğurabilir.Kaldı ki damar içine çeşme
suyu,veya kas içine verilmesi gereken herhangi bir ilaç,hatta hava verilse dahi
riskli olabilir.
KIL
DÖNMESİNDE GÜMÜŞ NİTRAT VE/VEYA DİĞER ALTERNATİF YÖNTEMLERİN TEDAVİNİN
AVANTAJLARI NELERDİR?
1-
Narkoz, yani genel anestezi gerektirmeyen, konservatif , pratik ve diğer
yöntemlere göre hayli küçük bir operasyondur,bir mikro cerrahidir veya hiç
olmazsa küçük bir cerrahi yöntemdir.
2-
Hastanede veya evde yatmayı,
istirahati,
tahlil,
tetkik
ve
ön hazırlık gerektirmeyen, aynı gün muayenenin hemen ardından uygulanabilen bir
tedavi yöntemidir.
3-
Nüks ihtimali çok düşük olup nüksetse bile aynı yöntemle, hem de çok daha kolay
bir şekilde tedavisi kesinliğe kavuşturulabilir.
4-
Müdahaleler iz bırakmaz ve çok iyi estetik sağlar,çünkü diğer cerrahi
yöntemlerin aksine derinlere,hele hele kemiğe kadar hiç inilmezherhangi bir
doku çıkarımı olmaz,dolayısı ile,derinlerde büyük hematom, seroma ve bunlara
bağlı ciddi apseler, akıntılar, bunlara bağlı çöküntü ve çekintiler,yani
nükslere sebep olabilecek zeminler oluşmaz,yani orijinal anatomi
bozulmaz.Anatomi baştan bozuksa bile, ek bir plastik yöntemle, anında
düzeltilerek orijinal fizyolojik anatomi elde edilir.
5-
Hastaların bu alternatif müdahale için hekime, yarımşar saatten üçer gün arayla
2 veya 3 kez uğraması yeterlidir işten,okuldan ve hatta yolculuktan alıkoymaz.
3-KIL KİSTLERİNİN EKSİZYONU
Pitlerden kıllar,cilta altında akıntısız ,absesiz kist oluşturmuş ise,ilgili
kistin ,çevre dokulara dokunmadan,1-2 cm lik kesiden bir zar kese halinde
sökülüp çıkarılması birkaç dakikalık bir işlemdir.Böyle bir kistin duvarına
saplanmış kılların gümüş nitrat veya küret ile tamamen sükülmesi genelde zor ve
uğraştırıcı olacağı için,lokal anestezi ile eksize edilevermesi çok daha kolay
ve mantıklıdır.
Kist
enfekte veya abseli ise,0.05-08 mg İV Dormicum ve Rapifen ve lokal anestzi
altında abse , tepe noktasından boşaltıılıp dezenfekte edilir .Aynı seansta kıl
giriş noktası yani ilgili pit bulunup buranın diş eğesi ile törpülenmesi,veya
sütüre edilmesi veya mikro eksizyon yapılıp drenaja bırakılması,ve böylece
olayın tek seansta bitirilmesi mümkündür.İşin püf noktası,yeni kıl girişlerini
önlemektir. Böylesine pratik uygulamaları hastalar daha kolay benimsmekte,ertesi
gün işlerinin başına dönebilmekte,pansuman için 3-4 kez gelmeleri yeterli
olmaktadır.İkinci bir müdahale ,hele hele radikal bir ameliyat hiç
gerekmemektedir.
4-KRONİK HİDRADENİTİK FİSTÜLLERİN VE ABSELERİN İNSİZE EDİLİP AÇIK BIRAKILMASI
(LAY-OPEN)
Kronik
Hidradenitis ve multiple kronik abse durumunda gümüş nitrat veya fenol yetersiz
kalacağından bunların yine İ V Dormicum ve Rapifen eşliğinde yine lokal
anesyezi ile insize edilip içerdeki kıllar ve pyojenik granulasyon dokuları
kürete edilir ve poşlar dezenfekte edilip içine antibiyotikli pomad ve yara
dudaklarının arasına,yara çukuruna ve kenar raflarının altına pamuk destek
konulması yeterlidir.Pamuk ,tarafımızdan veya hasta yakınları tarfından günde
2-3 kez değiştirilir, ki ham yara yüzeyeri birbirine değmesin.Değilse,yara
yüzeyleri veya kenarları birbirine değerse,reenfalamasyon,prematür iyileşmeler
olur ki,iş uzar.Bu şekilde,sekonder iyileşmeye bırakılan hidradenitik
tarktların,tahminde çok hızı,2-3 hafta içinde iyileştiği görülür.Sütür konmadığı
için,hareket veya banyo engeli konmaz.Bu zeminlerin çabuk ve hayli düzgün
şekilde iyileşme nedeni,gözlemlerimizde sık sık rastadığımız üzere,cilt
epitlinin traktların için zaten 1-2 cm ilerlemiş,kısmen iyileştirmiş olması ve
fistül zeminindeki hücrelerin cilt epiteline dönüşebilme yeteneğidir,diyoruz
5-BENGİSUPLASTİ
Radikal
cerrahiler veya prematür iyileşmeler sonrası nükslerde sıklıkla derin
fistüller
ve bunların etrafında kalın sklerotik cilt ve cilt altı dokular oluşmakta,
anotomi de
hayli bozulmaktadır.
Bunlarda
gümüş nitrat veya primer küretajdan sonra nüksler olabilmektedir.
Çünkü
oluşmuş derin retraktif fossalar içine doluşsan,hav,ter,mantar,bakteri ve
kontamine kıllar ,fossanın ,aynı noktadan delinmesine neden olabilmektedir.
Bu gibi
sklerotik anatomik deformitelerin,
örneğin kıl
girişin vuku bulduğu retraktif fossaların 1-2 cm’lik eliptik insizyonla,
basitçe
eksize edilip Matress sütürle kapatılması,
proksimaldeki fistül çıkış orifisinin ise drenaj için açık bırakılması
yeterlidir. Fistül
tarktı geniş ve derin
veya
retraktif fossa derin ve traktın sırtında hörgüç misali sklerotik cilt oluşmuş
ise
Bengisuplasti uygulaması idealdir.
Şöyle
ki,bu metodumuz gereği, fistül traktı, lokal anestezi altında insize edilir.
Fistül traktının sert orta hat zemini yerinde bırakılır.
Traktın yan duvarı ve
hörgüçün altındaki hipertrofik fibroadipö doku vertikal olarak
iki portakal
dilimi şeklinde eksize edilir.
Elde edilen flepler,orta hattaki sert zemine ve
biribirine ,oklüzyon sağlayacak şekilde,derin Matress sütürlerle
dikilir.
Dikişler konmadan önce
orta hat
zemindeki granulayonun tamamen kütrete edilmiş olması gerekir.İşlem
bittiğinde,deformitenin tamamen düzeldiği,
hem ideal
kozmetik sağlandığı,
hem
intertrigoya ve nükslere
yol açan derin interglutela sulkusun, retraktif
fossanın ve hem de hörgüçün kaybolduğu
görülecektir
(Şekil)
KIL
DÖNMESİ (PİLONİDAL SİNÜS) MÜDAHALELERİNDEN SONRA ALINMASI GEREKEN
ÖNLEMLER
1-
Operasyondan sonra ilk 4-5 gün ağrılı pozisyonlardan, fazla yürümekten,
koşuşturmaktan ve sportif hareketten, yaraya su değdirmekten kaçının.
Yatak istirahatı şart değil, ancak rölantide kalmanız şart. Aşırıya gitmemek
şartı ile günlük işlerinize devam edebilirsiniz.
2-
Kontrole gelene kadar, ilk 2 gün pansumana gerek yok. İlk pansuman tarafımızdan
yapılıp size gösterilecektir.
3-
Üçüncü günden itibaren 1 hafta süre ile yara bölgesini günde 2 kez Biokadin veya
Batticon ile hafifçe silip kurulayın ve bebe pudrası ile silin ki nemli
kalmasın. Pudralamaya 2 hafta devam edin; ancak ter, kıl, hav vs birikmemesi
için; 3 yıl süre ile kuru veya ıslak peçete ile bölgeyi silip temiz ve kuru
tutmaya devam edin.
4-
Banyo ve duştan sonra su ile birlikte o bölgeden akıp giden kılların bir kısmı
olukta kalabileceği için, bölgeyi iyice silin, kurulayın, hatta oluk derin ise
string, yani ipli çamaşır giyin.
5-
Ömür boyu, asla kaykılık, uzun veya kuyruk kemiği üzerine oturmayın. Ya dik, ya
da yan oturun ki hastalığınız nüksetmesin, hem de ilerde beliniz kireçlenmesin,
ağrımasın. Özellikle şoför koltuğunu dik tutun, dik oturun, koltuklarda
yayılmayın.
6-
Aileden birisine, birkaç yıl süre ile sık sık bölgenin kontrolünü yaptırın. En
ufak bir kızarıklık, kaşıntı, akıntı, minik bir delik gördüğünüzde bize baş
vurun; erken müdahale ile sorunun 5-10 dakikada giderileceğini unutmayın.
REFERANSLAR (KAYNAKÇA)
1-
Maurice B.A. and Grenwood R.K.: A conservative treatment of pilonidal sinüs. Br
J Surg: 51: 510, 1964
2-
Shorey, B.A.: Pilonidal sinüs treated by phenol injection. Br J Surg. 62: 407 -
408, 1975
3-
Karidakis GE: Easy and successfull treatment of pilonidal sinüs after
explanation of its causative process. Aust NZJ Surg62: 385 - 389, 1992
4-
Vara - Thorbeck R., Mekinassi K., Bercnid S: Phenol treatment of pilonidal
sinüses. Zentrabl Chir. 115: 777 - 780, 1990
5-
Schneider İH, Thaler K, Kökckerliğn F.: Treatment of pilonidal sinüses by phenol
injections. İn J Colorectal Dis 9: 200 - 202, 1994
6-
Stansby G. Greatorex R: Phenol treatment of pilonidal sinüses of natal cleft Br.
J Sung 76: 729 - 730, 1989
7-
Çetinkaya Z, Bülbüller N, Doğru O, Çifter Ç. Çetiner, M. Akkuş MA: Pilonidal
sinüsun cerrahi tedavisinde Limberg flep ile Karydakis flep yöntemlerinin
karşılaştırılması. Kolon Rektum hast. Derg. 9: 26 - 29, 1999
8-
Wechselber ger G. Shoeller T.: Treatment of complicated pilonidal sinüs. Eur J
Surg (Norway) Oct 1999, 165 (10)p 1004
9-
Hegge HG. Vas GA Patka P. Hoitsma HF.: Treatment of complicated or infected
pilonidal sinüs disease by local application of phenol. Surgery 1987, Jul 102,
52 - 4
10-
Golligher j: Pilonidal sinüs. in: Surgery of the Anus Rectum and Colon, 1989, pp
221 - 236
11-
Yabe T, Furukawa M.: The origin of pilonidal, sinüs, J Dermatol 1995 Sep: 22
(9)696 - 9
12-
Stephens FO Stephens RB: Pilonidal sinüs: management objectives, Aust NZJ Surg
1995 Aug: 65 (8): 558 - 60
13-
Sondenea K. Andersen E. Nesvik I. Soreide JA: Patient characteristics and
symptoms in chronic plonidal sinüs disease, Int J Colorectal Dis 1995 10 (1):
39 - 42
14-
Palesty JA, Zahir KS., Dudrick SJ, Ferri S, Tripodi G.: N: YAG Laser surgery for
the excision of pilonidal cyst: a comparison with traditional techniques. Laser
Surg Med 2000, 26(4): 380 - 5
15-
Khamis HAG, İsam MAS, Khalil Ras., Yousif IEA, Vidya PC, Micheal S, Andrew JW:
Treatment of Pilonidal Sinüs by Primary Closure with a Transposed Rhomboid Flap
Compare with Deep Suturing: A Prospective Randomized Clinical Trial. Eur J Surg
1999 165: 468 - 472
16-
Kitchen PRB.: Pilonidal sinüs: Experience with the Karyadakis flap. Br J Surg
1996, 83, 1452 - 1455
17-
Senepati A, Cripps J and Thomopson Mr.: Bascom's operation in the day surgical
management of symptomatic pilonidal sinüs. Br J surg 2000, 87 1067 - 1070
18-
Bascom J: Pilanidal disease: Long term results of follicle removal, Dis Colon
Rectum 1983, 26: 800 - 7
|